15 Temmuz 2009 Çarşamba

Hepimiz Fena Halde Sıradanız


Son derece sıradanız ve sıradanlığımızı saklayamayacak kadar her şeyin ortada apaçık yaşandığı bir dönemde yaşıyoruz. Sokaktaki tepkilerin nerden ne için verileceğini, ne zaman azalıp ne zaman çoğalacağını hatta bazı dönemler doğal olarak tepkisiz kalınacağını biliyor olmak için derin bir sosyoloji eğitimi almamıza gerek yok. Biraz tarih bilgisi ve düzenli aralıklarla farklı haber kanallarını seyretmeniz yeterli.

Hepimiz özel olmak, özel olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Bunun için benzer görüşlere sahip insanlar arasına katılmasak da onları destekleyerek en azından bizim diğer sıradan bulduklarımızdan farklı olduğumuzu hissetmek en kolay yol olarak görünüyor.

İnsanlar yüzyıllardır sıradan olmamak adına birçok konuda kendilerini geliştirmişler ve insanlığa bir şeyler vermek için birbirleriyle yarışmışlar. Bugün sanatçı ünvanını alarak sıradanlığını kırmış olduğunu düşündüğümüz insanlara kendilerine bile faydaları olup olmadığını düşünmeden alanları dışındaki konularda da bizden önde oldukları varsayımları ile hareket etmemiz onları bizlerden daha az sıradan yapmıyor.

Bir müzik aletini son derece başarılı çalmak, farklı yorumlar getirmek ya da bizi derinden sarsacak yeni tınılar bestelemek. Plastik sanatlarda bir kısım insanı dahi olsa farklı boyutta düşündürmeye sebep olacak işlere imza atmak. Tabiî ki küçümsenecek şeyler değil. Fakat bu insanın hayata bakışını ne kadar sıradışı kılabilir. Onun diğer konularda sıradan insanlara benzememesi için içinde ve dışında gelişen olaylara ezbere tepki vermediğinden ne kadar emin olabiliriz.

Egomuzdan arınmış olarak hayat boyu aldığımız kültürel ve düşünsel yetileri kullanmamıza rağmen bir çocuğun saf bakışlarıyla her olaya ön yargısız ve farklı sanılana dahi eşitlik gözeterek yaklaşmadıktan sonra nasıl sıradışı olabiliriz.

Sanatçı olmak egodan kurtulmuş olmak demek olmadığına göre ki çoğu zaman bunun tersi olduğunu söyleyebiliriz. Egosunu terbiye edip, tüm insanlığın yararını sunmadıktan ve evrenle kaynaşıp onunla su gibi akmadıktan sonra nasıl bir sıradışılıktan söz edebiliriz.

Kızdığımız, sıradan ve banel bulduğumuz, düşünmeden ezbere yapılan, toplum yararını gözetmekten çok kendi isteklerimizi gözeten ne varsa sıradansa bunun karşıtı ne varsa sıra dışı olacaksa önce kendimizi disipline etmeden bunu başarmak imkânsız görünüyor.
Tam tersine birbirimize daha çok benzediğimiz bu günlerde, bunu yapmak için yeterliliğe sahip olacağımız ne kadar az şey kaldığını görerek üzülmeye devam ediyoruz.
Sıradışılık çabalarımız farklılıklarımızı ispatlamak için seçtiğimiz değişik kıyafetlere kadar indirgense de sonuçta aynı yerlerden beslenerek içten içe bencilliğimizin sınırsızlığında birbirimize daha çok benzemeye devam ediyoruz.

Muhtemelen buna karşı yapılacak en iyi şey olarak beslendiğimiz yerleri farklılaştırmadan önce kendimizin o kadar da özel olmadığını kavramamız gerekiyor. Belki o zaman ısrarla görmek istemediklerimizi görmeye başlayabiliriz. Her konuda bizden daha çok ihtiyaç içinde olanları fark edebiliriz.Belki de güzelliğin doğallığında hoş olan sıradanlığı hepbirlikte keşfedebiliriz.