31 Mart 2009 Salı

Sorgun, Titreyengöl ve Nashira'ya veda ederken,







Nashira Selçuklular zamanında gökteki en parlak yıldızmış, Selçukluların zamanını temsil ettiği içinde Selçuklular tarafından sevilmiş ve kullanılmış.
Selçuklu mimarisinin postmodern yansımalarıyla yapılan bu otelede Selçukluyu zarif bir şekilde hatırlatan bu isim verilmiş, Naşira denmiş.
Son bir senemin güzel ve tecrübelerle dolu zamanlarını geçirdiğim bu otele, bölgeye, her imkan dahilinde seyretmeye doyamadığım güneşin batarken suya vuran aksine hayattayken belki bir daha görme umuduyla bugün veda ederken, yıldızının hiç bir zaman sönmemesini diliyorum.
Burda kalan misafirlerine, çalışan ve çalışacak bundan sonraki emanetçilerinede benim gibi her zaman sevgiyle hatırlanacak güzelliklerin paylarına düşmesini diliyorum.
Her zaman güzelliklerle kalması dileğiyle.


Sen hep parılda Nashira...














26 Mart 2009 Perşembe

25 Mart 2009 Çarşamba

...


Bitmemiş şiir..belki bir gün ismi bile konur :)

Gözlerinden geçen bulutlarda saklı tüm söylemek istediklerin.

Kapıldıkları rüzgarlara alışık,
nice fırtınalara direndiği apaçık
sessizce mesajını iletmekde.

Ani çığlıklarını içine gömmüşlüğünü fısıldarken kimi zaman avaz avaz,
sen bulutların üstüne geçecek yolu aramaktasın
Besbelli hala umudun var.
Seni oraya ulaştıracak ne varsa sonrasında hemen terketmeye bile razı,
sözcüklerini de terketmekdesin.

Hala dimdik olma çabasıyla şavaşırken kendinle,
seni gören gözlerle de savaşmaktasın.


Halbuki tüm söylemek istediklerini zaten anlatmaktasın.

23 Mart 2009 Pazartesi

:)

Dostum sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünürsün gülistan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun

Hz. Mevlana'dan

16 Mart 2009 Pazartesi

Hadi bu Pazar birlikte yürüyelim...

























Manavgat bankalar caddesindeki köprünün ayağına yakın görürsün çağla yeşili nehri,köprüyü geçmeden yandan inen merdivenlerinde karşılar seni.


Gel beraber akalım dercesine davetkar duruşuna kapılırsın ister istemez.
Yorgun bile olsa ayakların dinlemez seni, yol boyunca eşlik etmek ister ona.
Sonra o denize karışır bir yerden, sen rüzgara.





Yorgun ayaklarını yemyeşil çimenlerin üstünde dinlendirmeden hemen yönünü Titreyen göle doğru çevirirsin.

Çok değil 35 dakika sonra göz göze gelirsiniz.
Nazlı nazlı rüzgarda salınan sazlarını görürsün önce.Onların arasından bakar sana hafif ürkek, çokça meraklı.

Çaktırmadan süzer seni, yanı başından gelip geçen onlarca milleten insana yaptığı gibi.Binlerce yıldır süren bu rağbete hala şaşkın, hala ilgili, her şeye rağmen hala masum.

Rotanı Side ye çevirmek için en kısa yol olan kumsal boyunca yapacağın yürüyüşden önce burda soluklanmak istemen sevindirir bile onu.Cömertçe ne varsa senle paylaşması ondan. Önce yeşil ördeklerinin huzurla geçişini sonra yavru balıklarının kaçışmalarını sergiler sana.Az daha beklersen daha neler bulacaktır kimbilir ama sen başka sefere der, yoluna koyulursun yine,belki de titremesi de bundan.

Kumsala varmadan yan yana dizilmiş birbirine yaya yollarıyla bağlı, dört belki de beş oteli geçersin. Hepsinin güvenliği karşılar seni, onların misafiri değilsen içeri girmeye yeltenme diye çaktırmadan koluna bakarlar. Alınmadan selamlaşır ve dost olduğunu gösterirsen huzurla yoluna devam edebilirsin.

Yaya yolu bitince kumsalda devam eder yolun, yürüyüş tempona bağlı bir saatde sürebilir biraz daha fazlada ama bu yinede en güzel ve kısa parkurdur. Havanın durumuna göre paçalarını sıyırıp dalgaların çoşkusunada katılabilirsin, biraz daha uzaktan sadece izlemeklede yetinebilirsin.

Sonunda Side seni binlerce yıllık misafirperverliği ile karşılayacaktır. Her zamanki gibi zamana yenik surlarının arasından seni kibarca içeri buyur ederek. Eski Belediye sarayının kendini unutturmamak için savaşan o koca kütlesini ve o kütleden zaman içinde tek tek ayrılsa da ondan çok da uzağa gidememiş oyma taşlarını göreceksin.
Antik kentin eski emanetçilerinden kalmış tüm anıları sırayla ziyaret ederken ilk karşılaşıyormuş gibi daha önce belki de farketmediğin bir özelliğini hayranlıkla takdir edeceksin.
Bunca zamanı aşarak kolay silinen hafızalarımızı onarmak ister gibi inatla herkesi karşılamaya devam etmesine sevinecek,
Yolunu önce limana yada biraz daha içerdeki antik kent kalıntılarına belki de açık hava tiyatrosuna çevireceksin.

Ne olursa olsun güneş batarken sahildeki yerini alıcaksın. Güneşe burada veda etmezsen ne çok şey kaçırmış olduğunu bilerek,

bir güne ne kadar çok şey sığdırdığını düşünerek mutlu,saçlarında denizin kokusu, Side'ye bir sefer daha veda edeceksin.

13 Mart 2009 Cuma

Ufak bir mola



Her adım güç veriyordu, yumuşak toprağı ayaklarımla ezerek geçerken; zamanı durdurmuş,
geçmişi silmiş, geleceği askıya almıştım.

Yüzüme vuran ılık meltem , batmakta olan güneşin sağaltılmış sıcaklığını, yalayarak geçiyordu. Çok hoşnuttum. İstemediğim her şeyi hafif esen rüzgara bırakmıştım. Havada süzülerek, dans eder gibi kendi ritimlerini bulmuş uzaklaşmalarını seyrediyordum.
Bir yerlerden hafif bir müzik duyuluyordu. Biraz acıklı gibi ama umut dolu. Hepimizin umuda ihtiyacı yok muydu ? Sonra ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Yerdeki bir kütüğe takılmıştım. Ama kendimi kurtarmak için en ufak bir çaba göstermeden uçmayı tercih ettim.
Aynı anda gördüğüm biraz aşağıdaki samanlara da güvenerek, ağır çekimde gibi uçarak düşüşümü seyrettim. Fazla yoğunda olmayan samanların altında her ne varsa kemiklerime biraz sert geldiyse de ,ufak bir “Ah....” ın ağzımdan havaya uçmasına izin verdim.
Canımın acısının üzerinde durmayarak , tekrar yola koyuldum.
Artık gece gelmek üzereydi. Bende küçük kulübeme döndüm. Her sıkıntıyı dışarıda bırakmaya özen göstererek.
Geceyi içeri aldım. Yorulmuş olmalıyım bir şey yemek istemedim. Bu dededen kalma ,eski avcı kulübesinde, en güzel anılarıma sarılıp uyudum, geceyi de üstüme örterek.
Gece, bir kez daha yalnız düşlerime kol kanat oldu.
Tuhaf burada hiç de yalnız hissetmiyordum. Ama şehirdeki o kalabalığa dönünce hissedecektim. Burada rüzgara bıraktığım ne varsa, orda beni karşılayacaklardı.
Savaşlar, açlıklar, haksızlıklar kendi uğraşılarımın içinden beni yaralamaya devam edecek,
kendi bencilliğim içinde yüzerken başkaları için fazla bir şey yapamayacak, kendimi nasıl koruyacağımı düşünmekten, kaç kişiye daha yetebileceğimi hesap edemeyeceğimi bilecektim.
Zamanın en kalabalık, en dengesiz ,en mutsuz dönemlerinden birinde yaşamaya çalışırken,
en başarılı oyunun kabullenme olduğunu bilip, en güzel başkaldırmanın da paylaşma olduğunu düşünerek; elimdekini başkalarıyla paylaşmaya çalışacağım.
Daha az sıkılacağım, çünkü hayatıma daha çok insanın girmesine izin vereceğim.
Belki de tamamen oyuna kaptırma adına daha büyük sorumluluklar alacağım.
Kim bilir , belki yeni yaralarım olacak saracak yada yeni mutluluklarım, daha evvel hiç tatmadığım. Cesaretime övgüler düzeceğim yada cesaretsizliğime ağıtlar yakacak.
Yaşamadan hiç bilemeyeceğim. Muhtemelen bu yüzden sabırla bekleyeceğim.
Sabahı karşılarken bu ufak molanın hiç bitmesini istemediğimi düşünmeme rağmen. Kısa yeryüzü cennetine veda etmeden ve yola çıkmadan bana kalan son saatlerimi mutsuzluluğa boğmak istemediğim için her şeyi sevmeyi öğrenmek adına kendime yeni ufuklar çizeceğim.

12 Mart 2009 Perşembe

Taşınma Halleri




Oturma odasını aydınlatan dar pencerelerinden süzülen ışığın vurduğu yerde duran koliler, onları bağlamak için kullanılacak sicimler bandları beklerken yeni yere gidecek şanslı seçilmişlerin arasında olduklarının ne kadar farkındadırlar.
Her taşınmada bir şeyler bırakırsın geriye bazen umutlarını, hele ondördüncü yeni mekânına taşınmak için hazırlanıyorsan. Ne kadar çok başlangıç yaptığını mı yoksa ne kadar çok kaçtığını mı sayıyorsundur bunu sadece bundan sonraki yer için beklentilerin belirler.
Yeniden doldurulan her kutu, hayatını tekrar gözden geçirmene izin verir. Her seferinde bir yerlerden çıkan unutulmuş fotoğraflar, evraklar, faturalar bile seni bir yerlere saklamıştır. Atılacaklarla ayırmak için eline her aldığın nesne, belki iki hafta önce gittiğin pizzacı faturası bile seni o güne yeniden götürür. Geçmişinle ilintili olmak, bir çeşit merasimle de olsa anılarının ulaşılabilirlerde olduğunu bilmek ne kadar rahatlatıcı olabilir o an fark edersin. Belki de kendini bir yerlere ait hissetmek için alı koyduğumuz küçük şahitlerimizdir her biri ve biraz da bundan vazgeçilmesi o kadar zordur. Kesin atmamız gerektiğini bildiğimiz ufak kâğıt parçalarının bile elimizde uzun zaman tutup hiç seçeneğin kalmadığına inandığın ana kadar elimizde biriktirmemiz de bundan. Bir tren istasyonunda kalkacak son trenin yanında yıllarınızı birlikte yaşadığınız insanı yolcu ederken, duyduğunuz sıkıntıya rağmen onun üzülmemesi adına, suratımıza zorla koydurduğumuz gülücük kadar sahte bir o kadar korkak. Vazgeçilecek gücün kolay bulunmayışı da bu yüzden olmalı. Yine de vazgeçişlerde hep yeni sahiplenişlere yer açmak vardır. Umutlarına sararsın narin kristaller gibi hassasiyetlerini.

Geride sadece bu çatı katını bırakmıyorum, farklı farklı şehirlerdeki 8 daire 5 odaya da aynı anda veda ettiğimin farkındayım. Her seferinde yeni umutlar taşıyarak. Her bir yeri ne kadar seversem seveyim, benim için geçici bir konaklamadan öteye geçemeyeceğini bilerek yaşamanın bu işi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğuna eminim. Yinede senelerdir içten içe de olsa artık duracak bir yer aramaktayım. Sevecek, güvenecek, maliyetini karşılayabilecek, kendini en son ana kadar ait hissedebileceğim bir yer.
Herkes için böyle bir yer vardır. Benimse bu tanıma en uyan hayalimdeki yer en uzun yaşadığım annemle babama ait olan evden öteye gidemedi. Ne yazık ki onlarla birlikte o kalıcılıkta kayboldu, tüm değerini yitirdi. Kaçış isteğimin, evlere ruhunu veren içindeki insanların artık olmamasıyla ortaya çıktığını anladığım zamana denk gelmesi de bu yüzden. Yinede anılar beyninde olduğu sürece, eşyalarını saklamana gerek olmayabiliyormuş. Ya da bazı resimler, mektuplar, kitaplar her taşınmada biraz daha ağırlaşsa da sizinle her yere gidebiliyormuş. Çiçekler kadar narin ve güçlü. Onlar dikkatli topraktan çıkarılıp başka yerlere ekildiklerinde tekrar tekrar açmayı başardıklarına göre benim de farklı yerlerde daha güzel açılmam için gerekli ayrıntılar olarak.
Koliye yeni bir şey koymak için elime aldığım her şeyde ilk dokunuşumda bana hissettirdiğini anlamaya çalışmam da belki bu yüzden. Aynı şekilde koliye konmak için bekleyen her kitabın ne kadarını içime sindirdiğimle kendimi imtihan etmemde. Bu kitabı tekrar okumak ister miyim, bana ne hissettiriyor, ne kadarı ruhumu değiştirdi ve ne kadar hatırası var bende. Tüm imtihanları geçenler koliye girmeye hak kazanırken bazıları da seçilmişlikleriyle özel arkadaşlara hediye edilme hakkını kazanır. Her durumda da içim rahattır. Biraz eksilerek çıkılan her yolculukta yenilenme ve gençleşmeye açılan yer olduğu ölçüde mutlu olursun.
Artı Sonsuz'dan

Alanya'da durur zaman...







11 Mart 2009 Çarşamba

Geçiyorken uğradım... Just passing

ARTAKALAN

Bana bir dinletim verin,
Biraz da zaman.
Ben bir deyim çıkarayım,
Bir duyuru sesi ondan.
Siz bir solukta onu dinleyin.
Sizin olsun artakalan zaman.

ÖZDEMİR ASAF