16 Mart 2009 Pazartesi

Hadi bu Pazar birlikte yürüyelim...

























Manavgat bankalar caddesindeki köprünün ayağına yakın görürsün çağla yeşili nehri,köprüyü geçmeden yandan inen merdivenlerinde karşılar seni.


Gel beraber akalım dercesine davetkar duruşuna kapılırsın ister istemez.
Yorgun bile olsa ayakların dinlemez seni, yol boyunca eşlik etmek ister ona.
Sonra o denize karışır bir yerden, sen rüzgara.





Yorgun ayaklarını yemyeşil çimenlerin üstünde dinlendirmeden hemen yönünü Titreyen göle doğru çevirirsin.

Çok değil 35 dakika sonra göz göze gelirsiniz.
Nazlı nazlı rüzgarda salınan sazlarını görürsün önce.Onların arasından bakar sana hafif ürkek, çokça meraklı.

Çaktırmadan süzer seni, yanı başından gelip geçen onlarca milleten insana yaptığı gibi.Binlerce yıldır süren bu rağbete hala şaşkın, hala ilgili, her şeye rağmen hala masum.

Rotanı Side ye çevirmek için en kısa yol olan kumsal boyunca yapacağın yürüyüşden önce burda soluklanmak istemen sevindirir bile onu.Cömertçe ne varsa senle paylaşması ondan. Önce yeşil ördeklerinin huzurla geçişini sonra yavru balıklarının kaçışmalarını sergiler sana.Az daha beklersen daha neler bulacaktır kimbilir ama sen başka sefere der, yoluna koyulursun yine,belki de titremesi de bundan.

Kumsala varmadan yan yana dizilmiş birbirine yaya yollarıyla bağlı, dört belki de beş oteli geçersin. Hepsinin güvenliği karşılar seni, onların misafiri değilsen içeri girmeye yeltenme diye çaktırmadan koluna bakarlar. Alınmadan selamlaşır ve dost olduğunu gösterirsen huzurla yoluna devam edebilirsin.

Yaya yolu bitince kumsalda devam eder yolun, yürüyüş tempona bağlı bir saatde sürebilir biraz daha fazlada ama bu yinede en güzel ve kısa parkurdur. Havanın durumuna göre paçalarını sıyırıp dalgaların çoşkusunada katılabilirsin, biraz daha uzaktan sadece izlemeklede yetinebilirsin.

Sonunda Side seni binlerce yıllık misafirperverliği ile karşılayacaktır. Her zamanki gibi zamana yenik surlarının arasından seni kibarca içeri buyur ederek. Eski Belediye sarayının kendini unutturmamak için savaşan o koca kütlesini ve o kütleden zaman içinde tek tek ayrılsa da ondan çok da uzağa gidememiş oyma taşlarını göreceksin.
Antik kentin eski emanetçilerinden kalmış tüm anıları sırayla ziyaret ederken ilk karşılaşıyormuş gibi daha önce belki de farketmediğin bir özelliğini hayranlıkla takdir edeceksin.
Bunca zamanı aşarak kolay silinen hafızalarımızı onarmak ister gibi inatla herkesi karşılamaya devam etmesine sevinecek,
Yolunu önce limana yada biraz daha içerdeki antik kent kalıntılarına belki de açık hava tiyatrosuna çevireceksin.

Ne olursa olsun güneş batarken sahildeki yerini alıcaksın. Güneşe burada veda etmezsen ne çok şey kaçırmış olduğunu bilerek,

bir güne ne kadar çok şey sığdırdığını düşünerek mutlu,saçlarında denizin kokusu, Side'ye bir sefer daha veda edeceksin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder