11 Mayıs 2009 Pazartesi

...

Aynı saatlerde başka bir yerde hayallerindeki kadın boylu boyunca yol kenarında uzanıyordu.
Yüzü denizden gelen rüzgârlara dönük, gözleri tamamen kapalı yatıyordu. Çok yorgundu sanki uykuya geçmek için sabırsızlanır gibiydi ama belki soğuk belki korku onu hala uyanık tutuyordu. Vücudunda bir ağrı hisseder gibi değildi daha çok olayın hala çok yeni meydana gelişiyle ilgili olabilirdi bu durum. Yani olayın sıcağı ya da şoku olabilirdi, diye düşündü. Belki de ölmüştü. Bunu nasıl anlayabilirdi ki insan kimse öldükten sonra gelip tecrübelerini anlatamıyordu ki.
Arkada çok uzaktan gelir gibi heyecanlı insan sesleri ile siren sesleri birbirine karışmaktaydı.
Kendisinden çok uzakta, hiç bir zaman erişemeyeceği hikâyelerin parçalarıymışçasına bu sesleri bile ciddiye alamıyordu. Yaşamak için çok fazla sebebi de yoktu zaten. Ölmemişe bile bunun olmasını tercih edeceğini farkındaydı. Daha fazla hırpalanmak istemiyordu. Denizden gelen dalgaların sesinin sakinleştiren melodisine kendisini bıraktı bir süre.
İçinden gelen ses yükselene kadar kabullenmiş gibiydi.

“Hiçbir şey değişmedi hala yalnızım. Ölüyorsam bile birilerinin gelip canımı alması gerekmiyor muydu? Oysa ben hiç kimseyi görmedim. Kimse için bir anlam ifade etmiyorum. Başımda beni alıp götürmeye gelen, ne melekler var ne de zebaniler. Cesedim ortadan kalksa bile ruhumu sığdıracağım hiçbir yer olmayacak belki de.”
Sonra biraz daldı, gözleri kapandığı halde denizdeki yakamozları seyretmeye devam ediyordu, hissettiği ise kocaman bir huzur denizinde olduğu zaten pek düşünecek bile hali kalmamıştı.
Ne kadar geçti tam bilmiyordu. Kendince asırlar ama hala her şey aynı yerde gibiydi.
İstese de kafasını pek kımıltamadığını fark etti.
Nedense çok da rahatsız hissetmiyordu. Hafif uyuşmuş gibiydi yine de kafasının içinde söylenmeye devam etti.
Hem insan iki kere ölmezdi dimi, O İlayda olarak bir kere ölmüştü zaten. Şimdiyse Münire Hanım olarak bu sefer cidden ölüyordu. İntihara her zaman karşıydı. İlkinde toplum baskısından ve yeni evleneceği adamın Anadolu’daki hayatına kolay intibah sağlamak için bu yolu seçmişti. Bir kazada ölen cesedi özellikle ortadan kaldırılan bir kadının kimliğini
bulması rastlantı değildi. Hoş buradan, seneler evvel kaçtığı yaşantıdan çok daha iyi değildi ama güvenliydi. O güveni seçmişti. Zengin ama pinti bir ailenin büyük konağında gözlerden uzak yaşamak çokta kolay değildi. Sonra kısır olduğu düşüncesiyle üzerine gelen kumayla ve onun şımarık çocuklarını çekti. Ama eşi kendince onu hep sevdi. Çok da saygı duydu hatta kendi kültüründen çekinir gibi yaşadı. Yinede baskıya dayanamadı. Doğumda vefat eden eşinden sonra İlayda ile evlenmesine rağmen. Erkek çocuk isteyen ailesini susturmak için başkasını kuma almaktan çekinmedi. Ama resmi eşi Münire Hanım olarak oydu ve ona da çok cömert davrandı.
Onun da vefatından sonra İstanbul’a geri döndü. Burada aldığı eve yerleşip İstanbul boğazını seyrederek son demlerimi geçirmek istedi. Kendisine kalan hayalleriyle birlikte hala anlayamadığı o kadar çok şey vardı ki ama artık düşünmeyi bırakalı çok olmuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder